Turan dursun tayfası saçmalıkları

Bugün google arama motoru üzerinden “mucize yalanları” şeklinde bir başlığa rastladım. Birazcık okumak istedim. Objektif olarak okumak… Dine şüpheli olarak bakan biri değilim buna mukabil bu kişilerin içinde bulunulan psikolojik durumu ve vehimleri daha iyi anlamak için, objektif olarak söz konusu dökümanı okumaya başladım. Hani derler ya, biz ne zaman din adına bir şeyler yazsak “Objektif olun!” Bir insandan istediğimiz şeyi neden kendimiz yapamayız? Bence bu çok zor olmamalı.

Konuda ilk başlık “Evrenin genişlemesi” hakkındaki ayete yer veriyor. Güya bu ayetteki (Zariyat 47) çeviriler, mecaz anlamları, gerçek anlam gibi gösteriyor veya sonradan evreni “genişletme” manası yükleniyor. Sizin de benim gibi, bu açıklamalardan bir tanesinin içine hile karıştırıldığını sezdiğiniz vakit diğerlerini okuma meşakkatine girmeye gerek duymayacağınızı düşünerek, saptırılan açıklamalardan sadece birini gözler önüne sereceğim.

Yalnız bunu açıklamadan önce şunu belirtelim de yanlış anlaşılmasın. Biz Kuran’ı ve Müslümanlığı mucizelerinden dolayı benimseyenlerden değiliz. Gerçek Müslümanlar teslimiyet içerisindedirler. Yani Kuran bugün ve gelecekte hiçbir mucizesini bize göstermese bile biz Müslüman bir insanız. Zaten bu kitabın bize ve insanlığa mucizeler için değil, hayatımızı düzene sokmamız ve kul olma bilincine sahip olmamız için gönderildiğini, biraz okuduktan sonra sıradan insanlar bile idrak edebilirler.

Neyse, konumuza dönelim. Zariyat 47’deki “genişletmek” konusunda bahsi geçen açıklamaları hiç Arapça bilmeyen biri okusaydı “genişletmek” kelimesinin mecazi olarak kullanıldığını haklı bulabilirdi. Düşündüğümde, burada söz konusu eylem, Müslümanlık konusunu araştıran insanların yörüngesini değiştirme çabasının neticesidir. Aşağıdaki resim ve altında açıklanmaya çalışan ayetleri ele alıyoruz;

turandursun

Zariyat/48
Yeri de biz döşedik. Biz ne güzel döşeyiciyiz.

Açıklama olarak; “Zariyat/48’de “yerin” döşendiği, yani bir döşek gibi serildiği, yayıldığı anlatılmaktadır. Ayete her ön yargısız bakan bu cümlenin Dünya’nın düz bir tepsi/döşek olduğu fikrini desteklediğini kabul edecektir.”

Evet, döşemek… Onlara göre döşemek, düz tepsi gibi sermek manasına geldiğini burada açık ve net olarak anlamış bulunuyoruz. Peki bizce döşemek ne anlam ifade ediyor? Gerçekten de tepsi/”döşek” gibi sermek filan mı? Döşemek bunların sözlüğünde herhalde ünlü/ünsüz düşüşmeleri sonucu “döşek” halini alıyor. (: Biz Türk Dil Kurumuna başvuruyoruz ve “döşemek” için tdk sözlüğün bize buldukları aynen şunlar olup kelimesi dahi değiştirilmemiştir: Bir tabanı, tahta, karo, mermer vb. yapı gereçleriyle kaplamak. Kumaş, halı vb.ni bir yeri iyice örtecek biçimde sermek, bir ev veya dairenin oturulabilir duruma gelmesi için gerekli eşyayı oraya yerleştirmek. Boru, kablo vb. yerleştirmek, çekmek…

Burada tepsi gibi düz manalarını çıkartamıyorum. Daha çok; kaplamak, sermek, yerleştirmek anlamları göze batıyor. O halde buradan tepsi gibi düz manasını çıkartmak bir art niyetin işidir.

Devam eden konularda var;

Kuran’da Kehf Suresi’nin 83. ayetinden itibaren Zülkarneyn’in hikâyesi anlatılır.

83. (Resulüm!) Sana Zülkarneyn hakkında soru sorarlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım.
84. Gerçekten biz onu yeryüzünde iktidar ve kudret sahibi kıldık, ona (muhtaç olduğu) her şey için bir sebep (bir vasıta ve yol) verdik.

85. O da bir yol tutup gitti.

86. Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar buldu. Onun yanında (orada) bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz “Ey Zülkarneyn! Onlara ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin” dedik.

Açıklama olarak; Kehf/86’da açıkça Dünya’nın başı ve sonu olan düz bir tepsi/döşek olarak tahayyül edildiği anlaşılmaktadır. Güneş, Dünya’nın bir ucunda doğuyor, gök-kubbe boyunca yükseliyor ve diğer ucunda da batıyor. Yani “güneşin battığı bir yer”, bir uç/kenar mevcut. Dünyanın bu ucuna kadar giden olursa (Zülkarneyn gibi) Güneş’in battığı noktaya varmış olur. Hattâ -ayete göre- Güneş’i “kara bir balçıkta” batarken izleyebilir.

Şeklinde bir açıklama getirilmiş. Oysa; buradan bu anlamı çıkarmamız için “Dünya’nın en batı noktası” şeklinde bir şey söz konusu olması gerekmektedir. Lakin, ilgili ayette “güneşin battığı yer” ise o gün de günümüzde de kullanılan bir deyimdir. Güneş şuradan batıyor, şu saatte batıyor, güneşin batışının fotoğrafı vs. gibi…

Ayetlerde hz. zülkarneyn’in yöneldiği bu batı bölgesini tarif ederken kullanılan bir diğer tanım ise “kara çamurlu göze” ifadesidir. bu ifadenin Arapçası “aynin hami’e”dir. Bu ifadedeki “ayn” kelimesi” göz, pınar, çeşme, kaynak” anlamlarına gelmektedir. “hamie” kelimesi ise “siyah çamur, balçık, bulanık, çamurlu” manalarındadır. Güneşin deniz kenarında batışını uzaktan izleyen bir kişi, güneşi denize giriyormuş gibi görür. Buna ek olarak, gün ışığı azaldığı için deniz/su daha koyu ve kara bir renge bürünür ayette kast-edilmek istenen de budur…

Güneşin battığı sınır ne yazık ki “dünyanın en batı noktası” anlamına gelmiyor. Lakin güneş batıdan batar. Burada “batıya yöneldi” ve “güneşin battığı yer…” kısımlarını kullanarak dünyanın tepsi halinde olduğu manası çıkarmak için son derece yetersizdir. Hatta çıkarılacak en son manadır. Bu manayı çıkarmak özel bir yetenek ister. Açıklanamaz. Açıklanırsa böyle bir komedi olur. Gülünç olur ve kişinin cehaleti olarak tanımlanır. Şuan da bizde bu açıklamayı yapanları aynı şekilde tanımlıyoruz.

Uykusuz Grafiker hakkında 25 makale
Kendi halinde takılan ve hoş beş yazılar yazan uykusuz adam.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*