Malcolm tavrı, malcolm X kimdir?

Malcolm X, hayatını anlattığı kitabın bir yerinde namaz kılmayı bilmediğinden duyduğu utancı dile getirir: Malcolm X, Amerika Birleşik devletlerinde yaşayan zencilere yıllarca önderlik ettikten sonra, şehit edilmesinden 1 yıl önce, hacca gittiğinde ilk kez namaz olgusuyla karşılaşır. O ana kadar namaz diye bir ibadetin bulunduğundan haberi yoktur. Fakat hayatının son 10-15 yılı, Amerika’daki zenciler arasında İslamiyet’in yayılması için güttüğü çabalarla geçmiştir.

malcolmİlk kez namaz kılmaya başladığında, dizlerini bükemediğini hayretle fark eder. O andaki utancı sonsuzdur. Ama o ölçüde de iradesi vardır. Namaz kılmaya kısa zamanda alışır. Bu hac esnasında, İslam’ın hakikatini de öğrenir. Bu kendilerinin, Amerika’da yaymaya çalıştığı İslamiyet’ten bambaşka bir şeydir. Malcolm X, karşılaştığı bu çarpıcı hakikat ile bir kez daha sarsılır. Çünkü öğrendiği bu hakikat, İslam’ın hiçbir biçimde ırkçı bir tutum olmadığını, böyle bir tutumu benimsemediğini ona öğretmiştir. Bu durumu, Amerika’daki arkadaşlarına yazdığı bir mektupla açıklar: “Burada sarışınların en sarışını, beyazların en beyazıyla aynı sofrada yan yana, dirsek dirseğe oturuyoruz, aynı kaptan yemek yiyoruz.” der. Şaşkınlığı büyüktür. Çünkü bu hac ziyaretine kadar, kendisine beyaz insanların “şeytan” olduğu belletilmiştir. Kendiside bunun doğruluğuna inanmaktaydı.

Amerika’daki zenci Müslüman hareketi, soyut olarak İslam gayretiyle başlamıştı. Beyaz Amerikalıların zencilere karşı güttüğü ırkçı tutuma bir tepki olarak belirmiştir. Bu yoldan Müslüman olan zenciler, İslam’a adeta bir fikirle beslenme, desteklenme ihtiyacıyla sarılmışlardır. İslam’ı kendi aralarındaki birliği sağlayıcı bir unsur olarak görüp değerlendirmişlerdir. Sonuçta da, İslam, bu ırkçı niyetleri bir örgütü olarak ortaya çıkmıştır. Hac dönüşünde Malcolm X, öğrendiği İslam’ın, kendi niyetleriyle uzaktan yakından bir ilgisi olmadığını anlatınca, Elijah Muhammed’den red cevabı alır. Malcolm X, her şeye rağmen hakikatten yana oyunu verdiğini söyleyince, tek başına kalır, yıllarca emek verdiği örgütten ayrılır. İnandığı doğrular için bir başına çalışmasını sürdürür. Sonuçta da, bu çabaları kendisinin şehit edilmesine varır.

Malcolm X’in asıl tezi şu noktada toplanmaktır: biz İslam’ı yalnız zenciler arasında değil, bütün Amerikalılar arasında yaymayı başarırsak, bu beyazların da ırkçı heveslerinden kurtulmasını sağlayacağından sonuçta, mevcut çekişme büsbütün ortadan kalkacaktır. Fakat öteki zencileri inandıramaz bu yolun doğruluğuna.

Bizim burada üstünde durmak istediğimiz noktalardan biri, Malcolm X’in kişiliğinde gördüğümüz “hakikate teslim olma” özelliği, hakikati bir kez yakalayınca onun gereklerini sonuna kadar yerine getirme, bu yolda hiçbir yılgınlığa düşmeme hasletidir. Diğer husus da: topluma bir kez yanlış şeyler aşılanınca, o yanlıştan artık istese de kolay kolay dönülemeyeceği gerçeği.

Amerika’da yaşanmış olan, halen de devam eden bu iki örnek, öteki İslam ülkelerinde de farklı ortamlarda da olsa yaşanmaktadır. Söz konusu Amerikan tecrübesinden bugünde öğrenilecek çok şey var. Malcolm X, aslında, hayatının her yönüyle ilgi çekici bir insandır. Müslüman bir topluluk içinde dünyaya gelmemişti. Bırakınız Müslüman topluluğu, Amerikan hayatı içinde bile, en rezil, en berbat bir hayatı sürdüren bir topluluğun mensubu idi. Yani zenci idi. Evet, babası gerçi zencilerin hayatının iyileştirilmesi için çalışan birisi idi, ama kendisi…

Kendisinin beyaz kadın ticaretinden esrar kaçakçılığına kadar yapmadığı yasa dışı iş kalmamış gibiydi.

Okuma yazmayı hapishanede öğrenir. Yine İslam’la hapishanedeyken tanışır. Fakat ona tanıtılan İslam, zencilerin örgütlenmesini gerçekleştirecek bir çeşit mistik fikirdir. Beyaz ırkçılığa karşı, zenci ırkçılığın bilinç kazanmasını sağlayacak, zenci örgütün gerçekleşmesini sağlayacak mistik fikir. Kısaca, yalnız adı İslam olan, fakat İslam’ın hakikatiyle uzak yakın ilgisi bulunmayan kendine özgü bir itikat sistemi…

Hareketin başlatıcısı olan Elijah Muhammed’e İngilizce’de “prophet” deniyor. Bu kelime peygamber veya kahin anlamlarının ikisini de taşıyor. Hangi anlama çekilirse çekilsin ikisinde de bir tutarlılık olmadığı meydanda.

İslam’la ilgisi bulunmayan bu yeni “religion” (din demiyorum) bir kısım zencilerin hoşuna gidiyor. Onları süratle sarıyor, harekete geçiriyor. Bu insanlar gerçekte bu yeni religion çevresinde, ırkçı bir girişim başlatıyorlar. İslam, onlara göre, zenciler için gelmiş bir dindir. Bu görüşlerinde öylesine ileriye gidiyorlar ki, Hz. İsa’nın zenci olduğunu, Allah’ın siyah renk üzere bulunduğunu iddiaya kadar vardırıyorlar işi. Bütün davaları, bir bakıma, kara rengi kutsama çevresinde gelişiyor. Böylece, beyazlar karşısında aşağılık duyguları içinde kıvranan zencilere moral aşılamak, kara rengin utanç verici terakkisinden onları kurtarmak, onlara yeni bir kişilik kazandırmak istiyorlar.

Malcolm X, bütün bu itikat ilkelerine bağlanmıştır. Elijah Muhammed’in bir “prophet” olduğundan kuşkusu yoktur. Hareketin en ateşli öncülerinden biri, hatta başlıcasıdır. Fakat kendine özgü kişiliği, gerçekte sürekli bir hakikat arayıcısı özelliğiyle belirir. Ayrıca lidere sonuna kadar inanır. Kendine ait olan başarıların tümünü, hiçbir haset, kıskançlık göstermeden, lidere (Elijah Muhammed) mal eder. Kısacası, davasına, bütün ahlaki gerekleri ile sıdk ile bağlıdır.

Bu Müslümanların yaşadıkları hayatın başka veçheleriyse, aslında beyazlarınkinden daha farklı değildir. Yaşadıkları, uyguladıkları kültür beyazlarınki ile aynıdır. Gerçek bir Müslüman yaşayışıyla ilgileri yoktur. Sadece isimlerini değiştirmişlerdir. Kimileri Müslüman ismi almıştır, kimileri de Afrikalı soydaşlarının kendileri için artık yitik bir soy olduğunu vurgulamak için, bunu ifade eden rumuzlar kullanmaya başlamışlardır. “X” vb. gibi…

Malcolm X’in hayatı, 1964 yılında hacca gidinceye kadar, inandığı bu ilkelerin mücadelesini vermekle geçer. Fakat o yıl hacda, ilk kez, kendilerinin Amerika’da sürdürdükleri mücadelenin İslam’la bir ilgisi olmadığını öğrenir. İslam’da ırk, renk, dil ayrılığı bulunmadığını öğrenir. Yine ilk kez namaz diye bir ibadetin bulunduğunu orada öğrenir. Kısacası, İslam’ın ne demek olduğunu öğrenir. Ve teslim olur. İşte, hayatının son yılında bu dinin Amerika’da yayılması için çalışırken öldürülür.

İslam’ın hakikatiyle karşılaşan Malcolm X, o andan sonraki hayatını bütünüyle İslam’a göre düzenler. İçinde bulunduğu kafir düzenin hiçbir değer yargısını kale almadan Müslümanca yaşar. Kendi bireyselliği içinde inanılmaz bir inkılabı gerçekleştirir.

Bugün yeryüzündeki Müslümanlar sanki Malcolm X’in hacca gitmeden önceki halini yaşar gibidir. Yani ortada, aslında, ne İslam vardır, ne Müslüman. Bunların sadece adı kalmıştır. Yeniden Müslüman olunmasını söylerken, Malcolm X örneğine dikkatle bakmalıyız. İslami sandığımız ancak İslam dışı olan hususların cesaretle reddedilebilmesi için…

Seda Acepli hakkında 16 makale
Kahramanmaraş haber editörü

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*