İnsanların sosyal olma çılgınlığı

Son zamanlarda, insanların üzerindeki sosyal olma çılgınlığı abartılmış şekilde gözümüze çarpıtılıyor. “Yalnız kalmak istiyorum” diye bağırmak istiyorsunuz ama “ulu orta” olmuyor. Sizi yalnız bırakmamak için ısrarla çevrenizde olan insanlar var. Sanki rahat bir nefes almamanız için anlaşmışlar, gırtlağınıza çökecek ve nefes borunuzu tıkayacaklar. Kendileri gibi olmanızı istiyorlar. Çünkü onların kendileriyle başbaşa kalma gibi bir ihtiyaçları yok. Zaten bu anlamsızdır zira içlerinde ne varsa diğerleri biliyor.

Diğerlerine o kadar açmışlar ki kendilerini, artık kendilerine özgü bir şeyler kalmamış. Kendilerine özgü bir şeyleri kalmadığı için kimseninde kendisine özgü bir şeyleri kalmasını istemiyorlar. Belki de onlara bu gerçeği hatırlattığınızın farkında olup, rahatsız oluyorlar kim bilir? Zaten sizi “sosyal” yapma çabaları başka bir halet-i ruhiyeyi açıklamıyor. “Ne kadar az insan o kadar huzur” görüşünü görmezden geliyorlar. Onlara bunu hatırlatmanız hata tabi. Hatta ayıp. Çünkü onların birçoğu müstakbel dostunuz! Beni ne zaman üzecek diye beklediğiniz bir güruh. Acaba damarımı ne zaman, ne şekilde çiğneyecekler?

yalnizSosyal olmanında sınırları vardır. Bu sınırları belirlemek yada hatırlatmak istemiyorum. Zaten ilgi alanıma da girmiyor. Ama lütfen damarıma basmanıza izin vermediğim için bana kırılmayın. Sizi kendi sosyal topluluğunuzda gözü yaşlı ve sitemkar görmek beni mutlu etmiyor. Sizin mutlu olduğunuz sosyallikle mutlu olamıyorum. Beni mutlu eden sadece müsade edilmeyen başbaşalığım, yalnızlığım… Yalandan gülmeyi beceremiyorum. Üstelik zor zamanlarımda gülümseten bir maskemde yok. Sadece yalnız kalmak istiyorum.

Yuvasında yalnız yaşayan bir serçe gibi mesela… Sabah, “karnım yemeğe doyacak mı?” diye sormadan çıkar ve akşam yuvasına tok döner. Rızkı gün boyunca rahmet gibi yağar ve açlıktan ölmez. Üstelik kimseye boyun bükmemiş. Yaptığı tek şey sadece kanatlarını çırpmak ve ilerlemek. Üstelik kafile ile uçarken de amacı sosyal olmak değil, daima “kendine ait olanı” bulmak. Öyle bir serçe işte.

Bana doyumsuzluğu aşılayan bir sosyallik istemiyorum. Işıklarınız, ürettikleriniz, beklentileriniz, düşünceleriniz hatta hisleriniz hepsi doyumsuzluk saçıyor. Kimseyi kafilenize “kendine ait olanı bulsun” diye katmıyorsunuz. Çünkü ona “ihtiyacınız” var. Çünkü o “güzel bir iş yapıyor, bana güzel dönüşler sağlayacak” biridir. Çevresinde kız çok “o” nun, bana da bulur belki? Hatta bazen “o” meşhur şahıs çok zekidir, diğerleri gibi sıradan değildir.

Ne zaman ki işinize giderken “patronuma şunu sağlayacağım, böyle yaparsam şöyle çok kazanır” ne zaman ki işyerinize giderken “şöyle yaparsam çalışanım için daha güzel olur” diye düşünmeye başlarsanız, kısacası arkadaşlar; ne zaman kendiniz kadar da karşınızdakini düşünmeye başlarsanız, o vakit sizinle beraber sosyallikten bahsedilebilir. Ancak bu halde sizin güruhunuza uzağım. Yakın olursam, öldüğümde arkamdan gelenler dostlarım değil üstadın dediği gibi kefenimin hırsızları olacak. Ben maskelerle yükselmektense, yalnızlığımla yerin dibine girmeyi tercih ederim. Şimdi o beyinlerinizin çalışmayı duraklatmış bölümlerini çalıştırın anlamanız gerekeni anlayın. Aklımı oynatmış olduğumu düşünüyorsanız, beni yalnız bırakın. Bu zor değil.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*