Dininden döneni öldürün bilgisi

Hadis-i şerif olarak yayılan bu bilgiyi duymayanınız sanırım yoktur. Tabi ki sağlıklı bir şekilde incelediğimizde hadisin bizatihi sahih olup olmadığını ve tutarlılığının zayıf olduğunu ayrıca görebiliriz. Bazı mezheplerde farklı yöntemler kullanılsa da mürted hakkındaki hüküm ve fetvaların çıkış noktaları aynıdır. “ÖLÜM”. Gelin bu konuyu teferruatlı bir şekilde burada ele alalım… Öncelikle bilmeniz gereken bazı terimler var. Bunlara da (konuyu kavramanız açısından) yazımın başında yer veriyorum.

Mürtet nedir: İslam dininden farklı bir dine geçen kişiye mürtet denir.
İlgili hadis bilgisi: “Dinini değiştireni öldürün”

İlk bakışta hadis-i şerifte bir tutarsızlık veya hadisin gerçek anlamından çarptırılmış olduğunu görülüyor. Keza Hıristiyan olan bir insanın, Müslümanlığa geçişi de bir “dininden dönüş” olarak ele alınır. Bu hadise göre Hıristiyan birisi dininden döndüğü için öldürülebilir, çünkü oda “dininden döndü”. Günümüz dünya’sında bu hadisin bu şekilde yorumlanması kaçınılmazdır. Dolayısıyla çelişik bir sonuçta tıkanıp kalmaktadır. Bu hadisin hükmünü geçersiz kılan ve bu hadisle çelişen hadis-i şeriflerde mevcuttur.

Peygamber efendimiz Mekke’nin fethi günü öldürülmüş bir kadın görünce; “Bu savaşmıyordu ki” dedi. Aynı şekilde peygamber efendimizin kadınları öldürmeme konusunda farklı hadisleri de mevcut. Buradan şunu anlayabiliriz: kadınlar kafir olsalar bile İslam’a karşı saf tutmadıkça öldürülmemelidirler. Bakın burası mühim. Kafir olsalar dahi efendimiz, onlar bize (Müslüman’lara) karşı savaşmadıkça öldürülmelerine razı olmamış.

Hanefi mezhebine göre kadın, bu hadiste verilen hükmün dışında kalıyor. Neden? Çünkü kadın pasif dönücü olarak nitelendiriliyor ve fikrine saygı duyuluyor. Pasif dönücü derken kast edilen: kadının eline silah alamayacağı ve cihat meydanında düşman olarak saf tutamayacağıdır. Demek ki asıl olan dini değiştirmek değil “dönemde” dini değiştirenin doğrudan düşman safına geçmesidir. Buradan, o dönemde, dininden dönen birisinin, doğrudan İslam’a düşman olmasını veya İslam çatısı altında olmayan birisinin, İslam karşıtı (kafir) insanlar ile aynı çatı altında sayılmasını çıkarabiliriz.

Olayın bir de farklı yönü mevcut. Peygamber efendimiz bir din getiriyor. Bir kısım insanlar bu dine giriyor ve kabul ediyor, daha sonra ise birtakım sebepler ile dinlerinden dönüp dolayısıyla düşman safına geçiyor veya geçebiliyor. Özellikle İslam dini çatışmalar içerisinde varlık yokluk savaşları verirken peygamber efendimizin böyle bir hükmü vermesi normaldir. Ancak günümüzde böyle bir varlık yokluk savaşı mevcut değildir. Bu nedenle ilgili hadis gösterilerek günümüzde, insanların inanç özgürlüklerinin kısıtlanmasını ve birtakım sebepler gösterilerek, insan öldürmeyi meşrulaştırmayı doğru bulmuyorum. Zira hadis anlam kargaşalığı yaşamadan günümüze ulaşmış olsaydı muhakkak kuran-ı kerim ayetlerine zıt düşmezdi.

murtedGünümüzde, bu soruyu sorduğunuzda genel olarak alacağınız cevap “dinin korunması” (nasıl korunacaksa) adı altında yapılan yorumlardır. Ancak, kafirden daha tehlikeli olan münafıklar ile dolu bir dini nasıl korunabilecek? Sorusunu sorduğumuzda ne yazık ki buna cevap verilemiyor. Öyle ki; “dini koruma” adına verilen hükümlere karşı, dışarıdan görünen manzarayı nasıl düzeltebilecekler? Müslüman, dine kazandıramadığı ve münafık olmasına sebebiyet verdiği insanların oluşturduğu, melez bir cemaat içinde nasıl olurda İslam’dan bahsedebilir? Kafir Allah’ı inkar eden ve açık bir düşman olurken, münafık Allah’ı inkar eden ve sinsi bir düşmandır. Ayrıca peygamberimiz “Ameller niyetlere göredir” demiş. Siz, bir insana 3 gün süre tanıyarak, dine dönmesini aksi halde katledileceğini söylerseniz, o halde, o kişi Allah korkusundan değil canının korkusundan İslam dininde kalmaya devam edecektir. Peki peygamber efendimizin hadis-i ele alındığında o kişinin Salih Amel yapması, Allah’ın rızasına nail olmasından söz edilebilir mi? Nitekim bu görüşü destekleyen ayetler de vardır. Yani insanın bedenen yaptığı değil, bedenini, kalbini ruhuna katarak (niyete uygun) yaptığı ibadetler ve ameller Allah rızasını kazanmasına vesile olacaktır.

İslam’da bir insanın boğazına bıçak dayayıp ölümle tehdit ettiğinizde o kişi dil ile “ben dinimden döndüm” derse, o kişi kalbiyle iman ettikten sonra dininden dönmüş sayılmıyor. Peki bunun tam tersini düşünürsek? O halde mürtedin iman etmesini düşünmek gülünçlüktür.

Evet, sonuç olarak düşünüldüğünde, uygulanan bu hüküm ile kısmen devlet idaresi korunacaktır ancak, Allah’ın rızası hiçe sayılacak ve görmezden gelinecektir. Ayrıca bu tutum, rabbimizin İslam’ı korumaya gücünün yetmeyeceği, dolayısıyla bir beşer müdahalesinin şart olduğu manasını içermektedir. Oysa, Allah (c.c.) Yunus Suresinin 99. ayetinde: “Ve şâyet senin Rabbin dileseydi, yeryüzünde olan kimselerin hepsi elbette topluca îmân ederlerdi. Yoksa sen, insanları mü’min(ler) oluncaya kadar zorlayacak mısın?” şeklinde buyurmuştur. Buradan anlayacağımız üzere Allah (c.c) ilgili ayetter açık bir şekilde “isteseydim yeryüzündeki herkes iman ederdi” buyurmuştur.

Aslında bu ayet bu hususta bize çok şey anlatıyor. Buradan, bir imtihanın var olduğunu ve inanmış/inanmayan herkesinde bu imtihandan geçeceğini de anlayabiliriz. O halde sadece inanmadığı için birini öldürmek, onun hayatına son vermek ve onun sınav kağıdını yırtıp çöpe atmak ne derece adildir?

Rabbimiz, Kuran-ı Kerim’de mürted (İslam’a inancını yitiren kişi) hakkında şöyle denmiştir; “İman ettikten, Peygamberin hak olduğuna şahitlik ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra inkâr eden bir toplumu Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez. İşte onların cezası; Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lânetinin üzerlerine olmasıdır. Onun (lânetin) içinde ebedî kalacaklardır. Onların azabı hafifletilmez, onlara göz açtırılmaz. Ancak bundan sonra tövbe edip kendilerini düzeltenler müstesnadır. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (Al-i İmran 86-89)

Unutmadan belirtelim, bazı ayetler açıklama ihtiyacı duymazken bazı ayetler aksine açıklanma/yorumlanma ihtiyacı duyar. Açıklanma ihtiyacı olmayan ayetlere “muhkem ayet” açıklanma/yorumlanma gereği olan ayetlere ise “müteşabih ayet” denir. Bu ayetler için yapılan yorumlamaları okuduğumuz zaman aynı şekilde hiçbir öldürme hükmü ile karşılaşmamaktayım. Hatta Ali-imran 86. ayetin tefsirinde geçen bir bölüm “…fıska düştükleri zamandan sonra da Allahû Tealâ’ya yeniden tâbî olurlarsa, Allah onları yeniden mü’min kılar ve yeniden hidayet için hazır hale getirir…” şeklinde devam ediyor. Kalın yazdığım bölümü dikkatli okursanız “ol-du-ru-lur-larsa” değil, “olurlarsa” diye yorumlanıyor. Buradan da anlayacağımız üzere insanın kendi iradesi söz konusudur. Devamındaki ayette (87) ise bu kişilerin cezası lanetlenme olduğu bizlere bildirilmektedir. “3. 4. ve 5. cehennem kademeleri laneti hak edenlerin gittiği cehennem kademeleridir.” Peki bu insanların öldürülmeleri 3. 4. ve 5. cehennem kademelerinden daha etkili bir cezamıdır? 88. ayette ise cehennem azabının sürekliliği söz konusudur. Yani bir müddet ceza gördükten sonra çıkmanın söz konusu olmadığı vurgulanıyor. 89. ayette ise aynı şekilde öldürülme hükümleri yer almamakta bilakis af kapılarının açıklığına işaret edilmektedir.

Ne yazık ki, sözde bazı koyu Müslümanlar, bu ayetleri müteşabih ayet çerçevesinde ele alıp, çekinmeseler hadisin ayeti nesh ettiğini bile söyleyecekler. Kuran tefsirlerine ulaşmanız son derece kolaydır. Kuranın tefsirlerinde bu ayetler için öldürün manasını çıkartan kimse yoktur. İslamda reform yapmak isteyenler istisna. Dinimiz bu hadisi kesin kabul eder ve ayetleri hiçe sayarsa artık bir din olmaktan çıkar bir ideoloji olur. Hadis sahih olsa bile bu hadisi rivayet eden 12 yaşında bir çocuktur. Ayrıca bu çocuk peygamberimizin yanında kaldığı 2 yıl boyunca ciddi ölçüde çok (1660 adet) hadis rivayet etmiştir ki bir çocuğun 2 yılda bu kadar hadisi rivayet etmesi başlı başına bir garipliktir…

Son olarak: İslam topluluğunun kurulumunu, insanların iradesinin dışında ve üstünde bir gücün müdahalesiyle tasavvur etmek yada baskı ve zorbalık ile böyle bir otoritenin kurulacağı fikrine meyletmek, olaya Batı’nın siyasal düşünce kalıplarıyla yaklaşmak olur. Bu ne anlama gelir ki? Bu İslam toplumunun bariz bir özelliğini gözden kaçırmak anlamına taşır: faşist yada komünist fikriyata inanmayan insanlar üzerinde (uzun ömürlü olmasa da) zorbalığa başvurarak bu idarelerin örgütlenmesi sağlanabilir belki; fakat İslam’a gönülden, aşk ile inanan insanların bulunmadığı bir yerde Müslüman cemaatin oluşmasından söz bile edilemez.

Yazar: Uykusuz G.
Yazım yanlışı varsa kusura bakmayın. Konuyla ilgili yorumlarınızı bekleriz.

Uykusuz Grafiker hakkında 25 makale
Kendi halinde takılan ve hoş beş yazılar yazan uykusuz adam.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*